Gördüklerim 3 (Hakan Şükür)

      Hakan Şükür’ün futbol yorumculuğuyla ilgili herkesler konuştu, benim de bir kaç kelimem var. Bu büyük futbolcunun, ve genç milletvekilinin hassas durumuyla ilgili insanın kafasına çok soru takılıyor…

      Siyasi bilgisi olmayıp sadece popülaritesiyle vekil olmuş Hakan Şükür’ün, popülerliğini kaybetmemek için böyle işlere kalkışmasını anlayabilirim ama kabul edemem. Hasbelkader bir mevkiye gelinmiş, bari oranın hakkı verilsin…

      Öncelikle ben, mensubu olduğum ülkenin Millet Meclisi’nde part-time vekil istemiyorum!! Sayın Şükür’ün maç yorumnlayabilmesi için en azından dört büyüklerin maçlarını izlemesi gerekiyor. Burada hesap yapıp kafanızı karıştırmak istemiyorum ama haftada ortalama 25-30 saatlik bir mesaiden bahsediyoruz. Bu iş, öyle görüldüğü gibi basit bir iş değil yani… Ama çalışkan forvetler için bu zamanlar önemli değildir. Onlar hallederler…

      Daha vahimi; terörün, katliamların, ekonominin, açlığın… vs. Konuşulduğu oturumlarda bir vekilin maç izlemek için katılamayacak olmasını ben hazmedemem. Tamam “ futbol asla sadece futbol değildir” ama bu kadarı da ayıp olmuyor mu??

      Hem benim vekilimin Başbakandan icazet alması da ne demek oluyor?? Kendi kararlarını alabilecek insanları mecliste görmek istiyoruz. Herşeyi Başbakana danışıp, onun istekleri doğrultusunda el kaldırıp indiren vekillerin orayı işgal etmesinden kurtulmamız gerekiyor bir an önce… Vekilimizin kafasına takılan sorular varsa neden bir hukukçuya danışmıyorlar??

      Memurun ikinci bir iş yapıp para kazanıyor olması hikayelerine girmek dahi istemiyorum… İcazeti varsa ya hukuki dayanağı vardır, ya da Kanun Hükmünde Kararname çıkartılmıştır… “Hakan Şükür’ler milletvekili olsalar dahi spor yorumculuğu yapabilir…”. Bu kanun kişiye özel değil, tüm Hakan Şükür’ler bundan yararlanabilir…

      Peki ya bir gün Bülent Arınç da “Bugün Ne Giysem”e juri olursa ne olacak?? Sayın Mehmet Şimşek “Kim 500 milyar ister”de yarışmacı, Egemen Bağış da “Yetenek-sizsiniz Türkiye, Avrupa’ya gider misiniz?”e juri olursa?? Bakanlar toplantısı yapabilmek için program saatlerinin çakışmamasını bekler dururuz. Meclis’te reyting komisyonu kurulsa. En çok reyting alan Başbakan olsa… Seçime de gerek yok. Televizyonunu aç, başkanını seç… Tüm dünyaya model olabiliriz bence.

   Akılsız başın cezasını ayaklar çeker derler ya, bizde akılsız başın tepesine iyi ayaklar geçer durumu var… Zaten başbakan ne demişti: “Ayak topçuları baş olursa memleketin hali nice olur…” İşte devleti yöneten herkesin de ayak topçusu olduğunu düşünürsek, halimize Şükür etmemiz gerek!!!  

Published in: on Ocak 8, 2012 at 11:40 am  Yorum yapın  

2

      Haftaiçi akşamları televizyon seyretmek istediğinizde kocaman bir dizi hegemonyasıyla karşılaşırsınız. Kocaman kanalların kıran kırana reyting savaşlarından ambale olmuş halkımızın, “kaliteli yapımları seçebilme yeteneğini” keşfetmiş Acun Bey’in çeşit çeşit yarışma programları da bunlara tek alternatif gibi görünür. Ne zaman doldurduğumuzu bir türlü çözemediğim aklımızı boşaltmak için açtığımız televizyonda, bunlardan başkasına yer yoktur…

      Bense, kendinin farklı olduğunu düşünenlerin sıradanlığına kapılarak tematik haber kanallarını izlerim genelde. Her kanalın kendine has farklı bir gündemi oluyor akşamları ve bu sıralar revaçta olan program şekli tartışma programları.

      Kendilerini sus pus dinlememizi isteyen çok bilgili akademisyenler, bağırış çağırış tartışıyorlar bu programlarda. Hepsi de karşısındakinin az okuduğunu, pek incelemediğini, araştırmadığını tenkit ederek daha yüksek ses düzeyinde bağırıyorlar. Kapa çeneni demek yerine “sayın … (soyad)” deniyor bu programların jargonunda.  Sazı (mikrofonu) alan konuşmacı saatlerce nutuk verecekmişçesine söze başlıyor. Üç dakika sonra program sunucusunun “evet efendim”li tacizleriyle karşılaşınca sinirlenmeye başlıyor. Oyuncağı elinden alınmış çocuk misali “one minute” boyutuna varan restleşmelere gidiliyor bu esnada. Yok yok orası başkaydı…

      Program boyunca kafa sallamak mecburiyetinde olup “anlıyormuş gibi yapmak adına” yalandan soru soran program yöneticisinin aklı sadece reytingde aslında… akademisyenleri programa doluşturup; ııı’laynı, teoriye boğulanı susturup, reyting alanı konuşturmaya çalışmak onun en önemli görevidir.

      Sözlerini bir cümleyle mi iki cümleyle mi bitirsinler polemiğiyle geçiyor programın son yarım saati. Herkes haksızlığa uğramış, kimse diyeceklerini tamamlayamamış…

      Kendisine ayrılan süreyi aştıklarında, program yapımcılar fazla mesai alıyorlar mı acaba diye merak ettim hep… Hakkaten kim ayırıyor bu süreyi kamuoyuna açıklansın artık…

      Bir programın daha sonuna geldiğimizde aklımda daha önceden kafa yormadığım bir konu hakkında yarım yamalak bir sürü görüş – tez – yorum  - isim kalıyor. Kendime soruyorum; ne öğrendin bu gece diye. Hakkaten ne anlıyoruz bu tartışmalardan??

Published in: on Aralık 26, 2011 at 8:48 pm  Yorum yapın  
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.