parmaklık

      Uzun geçen kış aylarında soğuğu her zerremde hissetmek bana ağır geliyordu artık. Hele o dayanılmaz soğuğu hissederken parmaklarımı titretememek, onları yan yana getirip ısıtamamak iyice yoruyordu bu yaşlı vücudu.Ellerimin yalnızlığını görmek, daha çok arttırıyordu yalnızlığımı.

      Yalnızlık… Buraya geldiğim zamandan beri alışamadığım ve hala ilk günkü gibi canımı acıtan tek his. Öyle çok canımı yaktı ki… sonunda yalnızlığıma da bu acılara da alıştım. Öğrendim ki yalnızlığa alışılmaz sadece kabul edilir. Her uyandığımda kaçmak isterim yalnızlığımdan. Tüm gücümle koşup kaçmak isterim ama bacaklarım yok ki benim. Ancak yalnızlığımı hissederek, yalnızlığımdan kurtulmaya çalışırım. Bu nafile çabalarımın yanında, bazen benim gibi yalnızlıktan bunalan birileri konuşur benimle. Öyle samimidir ki onların anlattıkları sarılıp paylaşmak isterim anlattıklarını ama kollarım yok ki benim. Birilerinin beni dost bilmesi hoşuma gider de bi yandan da garip hissederim kendimi. Onlarca suskun yılın

ardından yüreğim kamaşır adeta.Sonra hıçkırıklara boğulur ve susar adam, ben de koşar dönerim yalnızlığıma.

      Zaten insanlar sevmezler beni; Yıllarını çaldığımı düşünürler. İnsanlar sevmezler beni çünkü: Kendileri bir yanımdadır; sevdikleri öbür yanımda, kendileri bir yanımdadır; hayat öbür yanımda. Hatta hayallerini bile ayırırım onlardan. O amansız dağlardan bile geçer de insan, bir benden geçemez bilirim ve kahrolurum. Yok olmak isterim ama yapamam. Dikkatlice baksalar yüzüme, görürler… O her sene bedenime vurdukları kasvetli boyalar saklayamaz içimdeki hüznü. Dikkatlice dinleseler, duyarlar… varlığıma ettiğim isyanımı, figanımı. Sadece nefret ederler benden, bense kabullenirim…

      Bazen kuvvetlice sarılır iki el omzumdan. Önceleri anlam verememiştim buna. Kırk yıllık dostmuşuz gibi kuvvetlice sarılmıştı. Zamanla gördüm yüzlerindeki nefreti. Benim dost dediğim el, beni yıkmak içinmiş aslında… Unuttum o bakışı. Bana dokunanlara bakmadım bir daha ve duymadım onların ağlayışlarını, sadece hissetmeye çalıştım dostluklarını.

      Herkesin dünyaya gelmesinin bir amacının olduğuna inandım hep ve bundan güç alıp ayakta durdum hayatım boyunca.Mahkum olanları mahkum etmekle mahkum olmuştum bu hayatta ve bunu yerine getirmek için dimdik ayakta durmalıydım. Ben de bir

parkta oynayan çocuğun salıncağındaki zincir olmak isterdim. O zincir gibi kendime olabildiğince kenetlenmek ve mutlu gülüşlerle yaşlanmak isterdim… ama boyun eğip, dimdik durmasını bilmek gerekiyor bazen!!! 

Published in: on Mart 11, 2009 at 11:51 am  Yorum yapın  

kayıp bir aşka mektup

      İçimdeki yalnızlığı alıp götürüyorsun. Bilmiyorum nereye götürüyorsun. Yüzün yorgun , yüzünde tebessüm. Bir karmaşa var gözlerinde saklayamıyorsun. Bir telaş içinde yüreğin itiraf edemiyorsun. Bana  benziyorsun aslında , açık denizlerde dalgalanan bir gemi. Bir dağın tepesinden yuvarlanıp , hiç yere düşmemektir aşk. Hep yüreğin ağzında , hep korkarsın ; gözlerin kapalı. Hayatın aklındadır ama çağıracağın andan başka birşey düşünemessin ve asla düşemessin.

     Elindeki sıcaklığı hissediyorum ve içini titreten ılık kıpırtıyı. Karşındakinin yüzüne dokunma isteğini hissediyorum ve biliyorum ne anlama geldiğini çünkü ben de hissediyorum aynılarını.

     Gideceksiniz az sonra farkındayım. İtirafı zordur gitmenin çünkü bilinmez yarın , unutulur mu dün? Bütün hayat bugünden mi ibaret yoksa? Aklınız bulanacak geceleri ama nafile… Birisi çıkacak karşınıza , bir an sıcak gelecek bakışı ama nereye kadar? Ben söyleyeyim; sadece o an…  Sonra dalacaksın yine ve eski ılık kıpırtı alvlenecek , içinize dolacak , kimse kalmayacak etrafta. Yalnız siz ve içinizdeki hayalet.

     Bütün bunların tesadüfen olduğuna inanabiliyor musunuz? Yok yere düşünüyorsunuz beni şu an. Siz benim aşık olduğum kadınsınız. Siz bir sözcüğe aşık oldunuz , ben bir bilinmezliğe. Bilmiyorum sizi , tanımıyorum , adınız neydi pardon?

     Sizi şu an çok özlüyorum ve bundan mutluyum , tesadüfler bazen güzel , bazen üzücü , tesadüf olmaları acı.

     Mevcudiyet ve aidiyet. İki kelime geldi aklıma sizden ayrılırken. Sen gittin evine. Ben biraz bekledim sonra gittim ; geri geldim. Biraz daha oturdum kabullenemedim olmadığını , kabullendim ; gittim.

     Az sonra yokluğa aşık olacak , varolanı özleyeceğim. Bir tarafım senden ayrılamıyor bir yanım sana uğramıyor bile.

     Bu gece gözlerinde aşkı gördüm ; saklayamazsın, saklamazsın da zaten. Bu gece aşkı elime tutuşturdun , mutluluğu kalbime koydun.

     Ben bir denize çektim gemimi , artık açılmak yok okyanusa. Bu deniz boğar mı acaba??

Published in: on Mart 11, 2009 at 11:49 am  Yorum yapın  
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.