Bir Pazar sabahı denize nazır kavhaltı etmek istedim. Aradım taradım arkadaşları, kimseden ses yok. Cuma akşamı birşeyler yapmak için arayanların hepsi Pazar sıkıntısından evlerine kapatmıştı kendini. Geçen gün öğrendiğime göre taksiler bile Pazar sabahları çalışmaya çıkmıyormuş pek… Çok saçma geldi bana. İnsan tatil günün yarısını heba eder mi? tüm gün çalıştıkları Cuma akşamını iple çekenlerin tatil sabahına burun kıvırmalarını anlayamadım… Benim bu güzel sabahı başkaları yüzünden öldürmeye niyetim yoktu… Aldım çantamı çıktım dışarı. Deniz kenarı bir yere attım kendimi.
Gazete okuyarak açık havada kahvaltı etmeyi özlemişim… Güzel demlenmiş çay, kızarmış ekmek… Sonbaharda, güneşli sabahları görünce tadını çıkartmak gerek. Nadir olan kıymetlidir en nihayetinde… Kahvaltımı bitirip, elime bir kahve alıp seyre daldım denizi. Bir süre sonra kendimi yarın işte yapacaklarımı düşünürken buldum. Saate baktım 20 dakika kadar olmuş. Keyfim kaçtı… Aslında bu vakti yazı yazmakla geçirmeyi düşünüyordum… İşte o an Pazar günlerinin Cuma’dan daha sıkıcı geçmesinin nedenini anladım. Biz yaşadığımız anın değil, yarının kaygılarını ve mutluluklarını yaşıyoruz. Bugünün kıymetini yarının tasalarına değişiyoruz ve bunu yaparak da sorumlu insanlar olduğumuzu düşünüyoruz. Ya bugüne karşı sorumluluğumuz? Yarın önemlidir evet ama bugün daha önemli değil mi?
Yarına inat her pazarın hakkını vermeye karar verdim bu sabah. Pazar iyidir,güzeldir. Pazartesinin sıkıntısı varsa bile onu o gün yaşamalı. Unutmamak gerekir ki “Yarının sıkıntısı bugünden çekilmez.”
İyi pazarlar