ZEUS VE KOYUN çalışma

ZEUS VE KOYUN G.E.LESSİNG’den. Koyun öteki hayvanlar tarafından zulüm görmekteydi. Bu yüzden Zeus’un huzuruna çıktı ve kederini azaltmasını istedi. Zeus yardıma hazır görünüyordu ve koyuna şöyle söyledi: Görüyorum tabi ki, benim inançlı, sevgili kulum. Ben seni oldukça savunmasız yaratmışım. Şimdi bu hatayı düzeltemem için seç bakalım: Ağzını korkunç dişlerle ve ayaklarını pençelerle mi donatayım? Yok hayır dedi koyun, ben yırtıcı hayvanlarla ortak bir yanım olsun istemem. Ya da diye devam etti Zeus, tükürüğüne zehir mi koyayım? Ah diye karşılık verdi koyun, zehirli yılanlardan herkes öylesine nefret eder ki. O zaman başka ne yapabilirim ki?

      Zeus, kendisine iki kere hayır denmiş olmasına öfkelense de belli etmek istemedi. Koyunun korkak olduğu kadar da ukala olduğunu düşündü. Zeus’un etrafındaki tanrılar da koyunun bu pervasız cevapları karşısında tedirgin oldular. O dakikaya kadar kafası hep önünde konuşan koyun kafasını kaldırdı ve titrek bir sesle: “Ben kimseye benzemek istemiyorum, kendim gibi kalmak istiyorum fakat diğer hayvanlar da benim gibi düşünsün, benim gibi olsun istiyorum. Senden isteğim yüce Zeus, bir süre için tüm hayvanların benim gibi olması ve hepsini korkutacak bir yaratığı dünyaya yollaman. Böylece herkes benim neler çektiğimi anlar…” dedi. Zeus koyunun cevabına bir anlam veremedi. Tüm dünyanın kudretini koyunun ayaklarına sermişti ama o, tüm bunları reddedip başkalarını kendine benzetmeyi seçti. Sarayda bir sessizlik hakim oldu. Tanrılar korkularından Zeus’a bakamıyorlardı bile. Zeus parmaklarını tahtının kenarına hafifçe vurarak biraz daha düşündü ve sonra asasını yere vurup: “ İstediğin şey bana saçma geldi fakat huzuruma geldin ve sana yardım etmek istedim. Seni geri çevirmeyeceğim” dedi. Bir hafta boyunca köydeki tüm hayvanlar koyun olacak ve benim yollayacağım bir kurt herkese korku salacak. Bir hafta sonra ise her şey eski haline dönecek dedi. Olimpos’un tepesinden aşağıya bir bakış attı ve “Ol” dedi.

      Aynı anda dünyada aniden fırtınalar koptu, şimşekler çaktı. Yağmur, adeta Poseidon denizlerden çekilmiş, gökyüzünden akmaya karar vermiş gibi yağıyordu. Tüm hayvanlar korkudan mağaralara kaçıştı. Koyunsa hiçbir şey olmuyormuşçasına Olimpos’tan aşağıya indi. Nasıl bir dünyayla karşılaşacağını çok merak ediyordu. Koyunun Olimpos’tan dünyaya indiği iki gün boyunca hiç dinmeden devam eden yağmur, koyun köyüne döndüğünde başladığı gibi aniden dindi. Kartal saklandığı mağarada sıkıntıdan uyuyakalmıştı. Yağmurun dinmesinden bir süre sonra uyandı. Gökyüzünde parlayan güneşle uçmak istedi ama kanat çırpamıyordu. Değil yükselmek yerden zıplayamıyordu bile fakat işin tuhaf yanı hiçbir acı da hissetmiyordu. Sadece çok açtı. Mümkün olduğunca hızlı adımlarla dışarıya çıktı. Mağaranın biraz ilerisinde oluşmuş bir su birikintisinden kendine baktı ve “aman allahım! O hiçbir işe yaramayan koyun gibi olmuşum, bu bir kabus olmalı.” Dedi bağırarak. Hemen köy meydanına gitti ki ne görsün! Meydanda yüzlerce koyundan başka kimse yok. Halbuki bu köyde Dolly’den başka hiç koyun yoktu. Nereden gelmişlerdi ki bunlar? Hemen ilk gördüğü koyunun yanına gidip: “merhaba ben kartal John” dedi. Karşısındaki koyun ağlamaklı bakışlarla: “ben de timsah Samuel” dedi. “Köydeki tüm hayvanlar koyuna dönmüş, biz bir tek senden ümitliydik. Çok yükseklere uçabildiğin için bu beladan kurtulmuş olabileceğini düşünmüştük ama sen de hepimiz gibi koyun olmuşsun…” diye devam etti ve John’a tek tek meydandaki koyunların gerçekte kimler olduğunu anlattı. Olanlara kimse anlam veremiyordu.

      Bu hararetli konuşmaların ortasında köyün girişinde Dolly belirdi. Dolly durumu bilmesine rağmen gerçeklerle karşılaşınca hayretini gizleyemedi. Meydandaki kalabalık Dolly’nin etrafına toplandı. Herkes bu garipliğin onun başının altından çıktığını tahmin ediyordu. Aslan “Bizim bu hale gemlemezin açıklamasını sen biliyorsun, bize ne oldu pis koyun” diye bağırdığında topluluktan homurdanmaların yanı sıra gülüşmeler de yükseldi. Ne de olsa hepsi de birer pis koyun olmuşlardı. Dolly lafı eveleyip geveliyor, bir cevap veremiyordu. Öfkeli kalabalık Dolly’nin etrafındaki çemberi daraltıyorken dağın yamacından bir kurt kendini gösterdi. Aslan kendine yediremeyerek de olsa “kaçalımmm” diye bağırdı ve tüm hayvanlar bir yerlere dağıldılar.

      Kurt eline geçirdiği birkaç tane koyunu hırpaladıktan sonra boş meydanda dolaşmaya başladı. Kurt haricinde meydanda dolaşabilen tek hayvanın Dolly olmasından herkes bu durumun, onun işinin olduğunu anladı. Dolly ise yıllardır içindeki korkuyu diğer hayvanların göz bebeklerinde görmüş olmanın mutluluğunu yaşıyordu.

      Ertesi gün, John’un açlığı iyice dayanılmaz bir hal almıştı. Gece birkaç kere uçmayı denediyse de başarılı olamamıştı ama artık tüm riskleri alıp dışarıya çıkması gerekiyordu yoksa açlıktan bitap düşecekti. Dışarı çıkıp ormana doğru yürüdü biraz. Onu görebilen tüm hayvanlar da soluğunu tutmuş bir şekilde onu izliyorlardı acaba kurt ne yapacak diye. John birkaç lokma aldıktan sonra kurt aniden beliriverdi ve hışımla John’un üzerine atladı. John böyle bir saldırıya hiç alışık olmadığı için ne yapacağını bilemedi, kaçamadı bile. Öylece hareketsiz bir şekilde kalakaldı ve kurt John’u parçaladı. Tüm hayvanları daha derin bir korku saldı. Artık kimse ne yapacağını bilemiyordu.

      John onu en çok yaralayan hayvan olduğu için, Dolly bu ölüme çok da fazla üzülmedi. İçindeki kin onun tüm iyi yürekliliğini almıştı. Korku içerisinde bekleyen hayvanlar Jonh’un ölümüyle iyice ümitsizliğe kapılmışlardı. Herkes Dolly’e bakıp hem ona kızıyorlar hem de kendi yaptıklarıyla yüzleşiyorlardı. Özgürce koşan at, bu yağlı vücudun içerisine hapsolunca kibiriyle baş başa kalmıştı mesela. Heybetli fil, korkusuz aslan, vurdumduymaz deve ve diğerleri… Korku ve öfke, git gide büyüyen bir soru oluyordu içlerinde. Yalnızlık duygusuyla derinleşen bu hislerden tek çıkış yolu olarak Zeus’a ibadet etmeyi görüyorlardı. Köyün hemen dışındaki, tapınağa giden yola saldırmıyordu kurt ve tüm hayvanlar arınmak için kendilerini buraya atıyorlardı. Tapınakta birbirleriyle konuşup korku ve öfkelerini paylaşıyorlardı. Uzun uzun da dua ediyorlardı…

      Bir haftanın sonunda Zeus Dolly’i saraya geri çağırdı. Dolly zalim hayvanların maruz kaldığı cezadan hoşnut bir şekilde dağı çıktı. Bu gördüklerinden sonra onun neler çektiğini anlamışlardır diye düşünüyordu. Saraya geldiğinde çok büyük ihtimamla karşılandı. Dolly bu ilgi alaka karşısında şaşkınlığını gizleyemiyordu. Kocaman tanrılar neredeyse önünde eğilecek gibiydiler. Son bir haftadır diğer hayvanların zulmüne maruz kalmadan geçirdiği zamanın keyfi ona yetmişti aslında ama bu kadarına da pes doğrusu diye düşündü. Dolly, yoğun ilgi ve alakadan utanmış bir şekilde Zeus’un huzuruna çıktı. “Ey Zeus, dileğimi gerçekleştirdin, teşekkür ederim. Artık tüm hayvanların benim neler çektiğimi anladığını düşünüyorum. Bu dersten sonra kimse bana zalimlik etmez “ dedi. Zeus da “ Esas ben sana teşekkür ederim” dedi. “ Sayende canlıları nasıl yönetmem gerektiğini öğrendim. Herkesi koyun yapıp, onları korkutacak bir kurt gönderdiğimde herkes beni daha çok sevdi, daha çok saydı. Baksana tapınağa, her dakika dolup dolup taşıyor, hepsi benim adımı anıyorlar” dedi ve devam etti “bana hayvanları nasıl yöneteceğimi öğrettiğin için seni koyun tanrısı olarak sarayıma alıyorum, benden sonra en yetkili tanrı sensin artık” O gün bugündür tüm krallar ve yöneticiler, halklarını koyuna çevirip öyle yönetmişlerdir.

Published in: on Ocak 1, 2012 at 2:43 pm  Yorum yapın  
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.