Güneyim olsan benim. İşteyken, evdeyken, sıkılmışken, yürüyorken, susuyorken… Ne vakit bir güneş görsem, seni hatırlasam. Ve her tatil zamanı, sana kaçmak için fırsat kollasam. Yollar aşsam Ege’nin bağrından. Anadolu’nun bozkırlarını ezip geçsem maviliğin uğruna. Bırak denizi, gökyüzü bile oradaki kadar mavi değil buralarda. Sensiz, mavisiz kaldım bu uzak yerde.
Başka topraklarda doğup, koynuna koşsam isyan edip tüm kurallara. Asi deseler de durmam yolum sana akacaksa, sana döküleceksem, karışacaksak…
Güneyim olsan benim. Havanın kararmasıyla savaşmanı seyretsem her gün batımında. Hayatla inatlaşmayı öğrensem süzülen son ışıklarından. Şimal yıldızına sırt çevirsem, uzun gecelerimde. Lodos gibi gelip geçsen saçlarımın arasından. Sıcaklığını bıraksan parmak uçlarıma…
Sabah ezanıyla uyansam. Annesinin dönüşünü gözleyen bir çocuk gibi beklesem gelişini. Önce çağırsa seni müezzin. Amin desem. Sonra kızıllığından kamaşsa gözlerim. Renginden anlamlar çıkartsam… Uykusuzluktan olmaz mahmurluğu gözlerimin, yokluğunun yorgunluğudur o.
Güneyim olsan benim, sıcağım olsan, Akdeniz’im olsan; İstanbul’un boğazına takılmış… Gecelerim burada kalsa; günüm olsan, güneşim olsan… Yalın ayak dolaşsam sahilinde. Deniz’inle cilveleşsek. Dudaklarımda, dudaklarının tuzu kalsa.