Aforizmalar 25

Boş konuşuyorum, her zamankinden farklı. Daha boş yani. Kelimelerin dolu tarafını gör istiyorum. İyi niyetinden medet umuyorum. Umudum yok aslında, vazgeçtim senden. Sadece alışamadım henüz. Alışkanlıklardan nefret ettim hep, şimdi bekliyorum.

Published in: on Ağustos 22, 2016 at 1:29 pm  Yorum Yapın  

Sıradan Biri Gelsin

“Sıradan biri gelsin” dedi değnekçi. Adam, adıyla hitap etmişlercesine irkildi, ellerini ceplerinden çıkartmadan dolmuşa yürüdü. Sekiz kişinin aynı amaç doğrultusunda, hayatlarının birkaç dakikasını başkasına emanet ettikleri sarı vasıtanın en konforlu yeri olan sağ arka köşede yerini aldı. Günlük hayatın ötesinde bir nezaketle parayı şoföre uzatması için önünde oturan kişiden yardım istedi.

Ayaklarını hafifçe öne uzatıp, kafasını cama yasladı. Kulaklığı takıp, kendini film sahnesine alabileceği bir müzik açtı. Yağmur çiselemeye başladı. Tualin üzerine fırçayla boya saçmış gibi serpildi yağmur damlaları cama. Büyükten küçüğe doğru muntazam diziliyordu her damla kümesi. Suyun berraklığı, camın saydamlığını gölgeliyordu.

Dolmabahçe’deki yüksek ağaçlar, bulutların arasından güç bela kaçmış ışık huzmelerini aralarından geçirmiyordu. Gölgeler serin oluyordu bahar mevsimlerinde. Dışardaki insanlar önlerini ilikliyordu. Soğuk saygı gösterilmesi gereken bir şeydi belki de. Adam da şakağını camdan kaldırıp, ayaklarını toparladı hemen.

Trafik biraz açıldı, dolmuş köşeyi döndü. Küçükken karşıdan karşıya geçmeden önce yaptığımız rutinle önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa döndü. Köşeler dönmek içindi zaten fakat bu dolmuştakiler sarsıldığıyla kaldı bu köşelerde. Adam, “şoför bey biraz yavaş” cümlesini buralarda bir yerlerde duymadığında işlerin ters gitmesinden korkardı, duyunca rahatladı. Az sonra son durağa gelindi. Sessizce ve iki büklüm terk edildi dolmuş.

Sabahın erken saatleri; kimin yeni geldiği, kimin terk ettiği belli olmayan saatler… Herkesin ortak noktası, kahve içmeye meyilli olması. Adam da bir tane alıp, yürümeye devam etti. Yağmur çiselemeye devam ediyordu. Islatmasıyla, buharlaşması neredeyse aynı zamanda oluyordu. Yine de normalden hızlı yürüyordu adam. Islatmıyordu ama korkutuyordu ve bu insanın hızlanması için yeter. Kahveden büyük bir yudum daha alıp boş kağıt kupayı çöpe atıp hızlandı.

Dükkanın önüne gelince, derin bir nefes alıp vitrinin önünde durdu. Kendini görebildiği kadarıyla iki eliyle saçlarını düzeltti. Sonra eğilip kilidi açıp, kepengi yukarı kaldırdı. Sokağın nemi kitaplara farklı bir koku vermişti. Islak toprak kokusundan sonra en sevdiği koku buydu. İçine çekti, demliğe çayı koydu, bir omzunu dükkanın kapı kirişine yaslayıp sokağa baktı. Akşam olup sorulduğunda, aynı denebilecek bir güne merhaba dedi içinden.

Published in: on Ağustos 21, 2016 at 3:42 pm  Yorum Yapın  
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.